Küresel Ekonominin Değerlendirilmesi
ABD Ekonomisi
1990’lardan itibaren dünya konjonktürünün uygun havası ABD’de aynı şekilde yaşandı. ABD ekonomisi hızlı bir çıkış yaşadı. Aşağıdaki grafikler, yaşanan bu çıkışın 2000 yılından sonraki bölümünü gösteriyor. Grafiklere baktığımızda büyümenin yükseldiği, yatırımların ve tasarrufların yüksek sayılabilecek bir düzeyde seyrettiği, enflasyon ve işsizliğin makul düzeylerde bulunduğu, bütçe açığının azaltıldığı bir dönem görüyoruz. Bu dönemde tek sorun cari açığın yüksekliği olarak karşımıza çıkıyor.

ABD ekonomisi 2006 yılında yaşadığı düşük kaliteli mortgage kredileri (subprime mortgage) kriziyle sarsılsa da bu alanda yapılan şirket kurtarma operasyonlarıyla toparlandı. Ne var ki ardından gelen 2008 Lehman Brothers’ın batışıyla başlayan finansal krizi aynı şekilde toparlayamadı ve ekonomik krize girdi. Halen yaşamakta olduğumuz küresel krizin başlangıcı olarak Lehman Brothers krizinin çıkışı esas alınıyor. Grafikler bize, 2006’da başlamış olan düşüşün 2008’den başlayarak hızlandığını gösteriyor. Büyüme grafiğinden açıkça görüleceği gibi ABD ekonomisi 2009’da resesyona giriyor, ardından işsizlik yükseliyor, yatırımlar da tasarruflar da düşüyor, bütçe açığı yükselmeye başlıyor. Dönemin iyiye giden tek göstergesi cari açık olarak görünüyor. Küçülen ya da en azından büyüme hızı düşen bir ekonominin üretimi, yatırımı düşüyor ve dolayısıyla ithalatı da azalıyor. Bunların sonucu olarak da karşımıza normal olarak cari açığın gerilemesi geliyor.

Bütün bu evreleri yukarıdaki grafiklerden izlemek mümkündür. Grafiklerin bize gösterdiği bir başka şey de ABD ekonomisinin yaşadığı bu darbelerden sonra bugün bir toparlanma sürecinde olduğu görünümüdür. ABD ekonomisinde bu toparlanma sürecine girebilmek için Fed tarafından trilyonlarca dolarlık parasal genişleme programları uyguladı. Bu programların uygulanması sonucunda Fed’in bilançosunun aktif büyüklüğü 8 Ağustos 2007’den bugüne kadar 869 milyar dolardan 4,5 trilyon dolara yükseldi. Bu inanılmaz boyuttaki parasal müdahale sonucunda büyüme belirli bir düzeyi yakaladı, yatırımlar ve tasarruflar yönünü yukarı çevirdi, cari açığın düşüşünden de görüleceği gibi bu ikisi arasındaki fark oldukça azaldı. Krizin ABD ekonomisine en büyük katkısı cari dengeye yaptığı olumlu katkıdır. Cari açık oldukça düşük bir düzeye gerilemiş görünüyor. Bütçe açığı, başlangıçta hızla artmış olmasına karşılık son dönemde eski düzeyine doğru düşmeye başlamış bulunuyor.

Olumlu: Bugün genel olarak baktığımızda küresel krize ilk giren hatta neden olan ABD ekonomisi, arada bir tökezlenmeler yaşasa da, toparlanma yolunda emin adımlarla yürüdüğünü görebiliyoruz.
Olumsuz: ABD ekonomisinin toparlanması karşısındaki en önemli tehdit Fed’in, dağıttığı bu kadar büyük miktarlı parayı toparlayabilmesi için faizleri eninde sonunda artırması gereğidir. Enflasyona veya daralmaya yol açmadan bu operasyonun yapılması oldukça sıkıntılı bir adım olarak duruyor.

Euro Bölgesi Ekonomisi
Sovyet sisteminin çöküşü, sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi ve küreselleşmenin yarattığı olumlu havanın küresel ekonomik konjonktürde yarattığı çıkış Euro bölgesinin de uzun süreli bir çıkış yaşamasına yol açtı. Bu çıkışı aşağıdaki grafiklerden görmek mümkündür. Makul bir büyüme oranıyla birlikte yüksek sayılacak ama stabil bir işsizlik oranı yüzde 2 – 3 aralığında Maastricht kriterine uygun ideal bir enflasyon oranı yine yüzde 2 – 3 aralığında Maastricht kriterine uygun bir bütçe açığı dikkati çekiyor. Euro bölgesinde yatırımlar ve tasarruflar birbirine yakın miktarlarda olduğu için cari denge de genellikle fazla veriyor.

ABD’de başlayan krizin yansımasıyla birlikte Euro bölgesinin görünümü de değişmeye yüz tutuyor. Büyüme düşüyor, hatta krizle birlikte küçülmeye dönüşüp sonra yeniden artıya geçiyor. İşsizlik artmaya başlıyor, bütçe dengesi hızla bozuluyor. Krizin etkisiyle açığa dönüşen cari denge, sonraki yıllarda ithalatın azalmasının etkisiyle iyiden iyiye fazla vermeye yöneliyor.

Olumlu: Bugünkü görünümü itibariyle Euro bölgesi ekonomisi toparlanma sinyalleri vermeye başlamış bulunuyor. Ne var ki bu sinyaller ABD ekonomisindeki kadar güçlü değil.
Olumsuz: Para politikasının tek elden (AMB) eliyle yürütülmesine karşılık maliye politikasının farklı otoritelerce yürütülmesi sıkıntılı bir durumdur. Öte yandan Yunanistan ekonomisinin kurtarılma sorunu, Yunanistan’ın Euro’dan çıkıp çıkmayacağı gibi kritik sorunlar uzun süre gündemde kalmaya devam edecek gibi görünüyor.

Japonya Ekonomisi
Japonya, küresel krizden çok önce krize girmiş bir ekonomi konumundaydı. Yaklaşık çeyrek yüzyıldır büyüyemeyen bir ekonomi durumunda Japonya. Aşağıdaki grafiklerden Japonya’nın, 1990’ların ortalarından başlayan olumlu konjonktürden fazlaca yararlanamadığını görebiliyoruz. Buna karşılık küresel kriz Japonya’yı daha da etkileyerek eksi büyümeye düşürmüş görünüyor. Japonya’nın düşük büyümeye karşılık işsizlik sorunu yok. Büyük bütçe açıklarına karşın uzun süre deflasyon yaşamış olan ekonomi son yıllarda enflasyon yaratmaya başlamış bulunuyor. Japonya geleneksel olarak cari fazla vermeyi sürdürse de son dönemde cari fazlada önemli düşüşler yaşıyor.

Japonya, çeyrek yüzyıldır içinde bulunduğu ekonomik krizden çıkabilmek için uzun süre bütçe açığı vermeye dayalı bir maliye politikası yürüttü. Bu politika büyük oranlarda bütçe açıkları verilmesine karşılık beklenen sonuçları veremedi. Bu gevşek politikaya karşın Japonya deflasyondan enflasyona dönüşü başaramadı. Son genel seçimi kazanarak başbakanlığa gelen Shinzo Abe, ABD ve İngiltere’nin krizden çıkış için başvurdukları parasal genişleme politikasını ekonomi politikasının temeline koydu ve Japonya Merkez Bankası (BOJ) parasal genişleme politikasını uygulamaya yöneldi. Bu politikayı, maliye politikasıyla da destekleyen Japonya, son dönemde ekonomik krizden çıkış konusunda yol almaya başladı. Abe hükümeti, bunlara ek olarak Çin ve Kore başta olmak üzere ihracattaki başlıca rakip ekonomilerin atılımlarına yetişebilmek amacıyla Yen’in değerini düşürme yolunda bir kur politikası izlemeye başladı. Yen’in değeri düştükçe Japonya’nın ihracatında da artışlar başladı ve bu gelişme ekonominin toparlanmasına yardımcı olmaya yöneldi.

Olumlu: Çeyrek yüzyıldır ekonomisi krizde olan Japonya’da ilk kez büyümeye dönüş ve enflasyonda kıpırdanma başlaması geleceğe ilişkin umut verici işaretler olarak görülüyor.
Olumsuz: Japonya’nın Yen’in değerini düşürerek ihracatını artırmaya yönelmesinin neden olduğu kur savaşı, rakip ekonomilerin aynı tavrı almasına ve dolayısıyla sonuçta hep birlikte kayıpla karşılaşmalarına yol açabilir.

Çin Ekonomisi
1990’ların ortalarına doğru başlayan olumlu ekonomik konjonktürdeki çıkıştan belki de en fazla yararlanan ekonomi Çin oldu. Gelişmiş ekonomilerde ortaya çıkan büyük likidite bolluğu gelişme yolundaki ekonomilere sermaye akımı olarak akarken bu akımdan en fazla Çin yararlandı. Gerek sermaye akımlarından elde ettiği avantaj gerekse gelişmiş ekonomilerde yaşanan refah artışının yarattığı talep artışına karşı ihracatını artırarak sağladığı büyüme, 15 yıllık süre içinde Çin’i küresel sistemin en büyük ikinci ekonomisi konumuna taşıdı. Aşağıdaki grafikler Çin’in küresel krize kadarki dönemde büyümesini hızla artırdığını, işsizlik sorunu yaşamadığını, bütçe açığının makul düzeyde seyrettiğini, cari fazlasının artış içinde olduğunu ortaya koyuyor.

Küresel krizle birlikte Çin ekonomisinde yavaş yavaş bazı değişikliklerin ortaya çıktığını yine grafiklerden görebiliyoruz. Hala başka ülkelerin çok üzerinde bir oranda olsa bile büyüme hızının düştüğünü görebiliyoruz. Yatırımlar ve tasarruflarda yaşanan çıkış da düşüşe dönmüş ve bunun sonucu olarak cari fazla azalmaya geçmiş görünüyor. İşsizlik ve enflasyon ise Çin açısından bu aşamada sorun oluşturmuyor. Buna karşılık bütçe dengesinde bozulma yönünde gidiş var. Çin’in yeniden yüksek büyüme patikasına geri dönebilmek için uygulamaya başladığı genişletici maliye politikası bütçe dengesinde bozulma yaratması beklenen bir sonuç.

Olumlu: Gelişmiş ekonomilerden sermaye çekerek uyguladığı ekonomi politikasıyla ülkeyi dünyanın en büyük ikinci ekonomisi konumuna getirmesi Çin yönetimi açısından büyük bir başarıdır. Küresel kriz sonrasında yaşanan bazı olumsuzluklara karşın ekonominin hala güçlü görünümünü koruması olumludur.
Olumsuz: Çin ekonomisi, büyüyen her organizasyonun karşılaştığı sorunlarla ve engellerle karşılaşmaya başlamış bulunuyor. Yuan’ın değerini artırması gerektiği yönünde karşılaştığı baskılar ve ucuz ihraç ürünlerine getirilen engeller Çin ekonomisini önümüzdeki dönemde zorlayacak unsurlardır.

Gelişmekte Olan Ülkeler Ekonomisi
Küresel krize kadar yaşanan likidite bolluğunun sermaye akımlarının serbestleşmesinin getirdiği yeni düzenden yararlanarak gelişme yolundaki ekonomilere akmasının da yarattığı olumlu hava bu ekonomilerde önemli gelişmelere yol açtı. Aşağıdaki grafikler bize bu ekonomilerde 2000’lerin başlarında büyümenin, yatırımların, tasarrufların ve cari fazlanın hızla arttığını gösteriyor. Başlangıçta bütçe açıkları ve enflasyon da artış trendinde görülüyor. İlerleyen yıllarda bütçe açığı düşmeye başlıyor.

Küresel kriz, bütün küresel sistemi olduğu gibi gelişmekte olan ülkeleri de etkiledi. Bunu yine aynı grafiklerden görebiliyoruz. Büyüme hızı düşüyor, yatırımlar ve tasarruflar artıştan durgunluğa dönüyor, cari fazla azalamaya başlıyor. Krizle birlikte bütçe dengesinde de bir oynaklık ortaya çıkıyor. Bu kategoride yaklaşık 150 ülke yer aldığı ve her birinin uyguladığı politikalar da farklı olduğu için bundan öte genellemeler yapmak pek doğru olmaz.

Olumlu: Gelişmekte olan ülke ekonomileri, küresel sistemin yarsına yakın bir büyüklüğünü temsil ettikleri için bunların krizden fazla etkilenmemiş olmaları küresel sistem için adeta can simidi görevi yapmalarını sağlamıştır. Mevcut durumda da bu ekonomiler güçlü görünümlerini korumaktadırlar.
Olumsuz: Küresel kriz sonrasında azalan sermaye akımlarının yerini parasal genişlemenin yarattığı fonlar almıştı. Fed’in parasal genişlemeye son vermesi ve faiz artırmaya hazırlanması bu akımı tersine çevirmeye başladı. Bunun, önümüzdeki dönemde gelişmekte olan ülkeleri de krize sokması olasılık içinde bulunuyor.

Türkiye Ekonomisi
2000’li yıllara büyük bir ekonomik kriz ile (2001 krizi) giren Türkiye ekonomisi ilerleyen yıllarda IMF’nin büyük maddi desteği ve uygulamaya konulan güçlü ekonomiye geçiş programıyla önemli bir ekonomik toparlanma içine girdi. Aşağıdaki grafiklerden görüleceği gibi büyüme oldukça yüksek seyrederken enflasyon hızla düşürüldü, bütçe açığı kapatılmaya başlandı. 2001 krizinin yarattığı en olumsuz etki işsizlik oranının yükselmesiydi. Kriz sonrasında uygulanan politikalar ekonomik büyümeyi yukarı taşırken cari açığın da hızla artmasına yol açtı.

Türkiye’de bütün ekonomiler gibi küresel krizden payını aldı. Grafiklere baktığımızda 2009 yılında ekonominin küçüldüğünü, işsizliğin hızla arttığını, bütçe dengesinin bozulduğunu görüyoruz. Buna karşılık küresel kriz, yeterince ihracat yapamayan ekonomide cari açığın artmasına yol açmış görünüyor. Küresel kriz sonrasında yeniden toparlanan ekonomide büyüme yükselmiş, bütçe dengesi yeniden rayına girmiş, buna karşılık cari açık da yeniden hızla artmaya başlamış bulunuyor. Son üç yıla baktığımızda büyümenin düştüğünü, işsizliğin yükselmeye başladığını buna karşılık cari açığın azaldığını görüyoruz. Türkiye, ya bütçe açığı ya cari açık vererek büyüyen bir ekonomi görünümünde bulunuyor.

Türkiye ekonomisinin en temel sorunu cari açık ve/veya bütçe açığı vermeksizin büyüyememesidir.

Olumlu: Türkiye’nin krizlerin yarattığı olumsuz tabloya karşı verdiği tepkinin sert olması yani girdiği krizden hızlı çıkması önemli bir avantajdır.
Olumsuz: Türkiye’nin dış kaynağa bağımlılığı, Fed’in faiz artırımı sonrasında sermaye girişlerinin iyice kuruyacak olması yatırım – tasarruf grafiğine baktığımızda en olumsuz görünüm olarak karşımıza çıkıyor.

Genel Değerlendirme
Tarihin ilk küresel krizinde ABD ile başlayan ilk aşamayı Avrupa ile devam eden ikinci aşama izledi. Japonya, 25 yıldır zaten krizin içinde olduğundan küresel krizin ona etkisi, yaşadığı krize ek bir etki şeklinde geldi. ABD, krizden çıkış işaretleri gösterirken Avrupa da yavaş yavaş toparlanmaya başlıyor. Eğer Yunanistan krizini daha fazla büyüyüp yayılmadan atlatabilirlerse Avrupalılar da krizden çıkabilecekler. Gelişmekte olan ekonomiler şimdiye kadar küresel krizin içine girmediler. Etkilerini çeşitli boyutlarda hissetmiş olsalar bile tam olarak içine girmediler. Fed’in faiz artırım kararı gelişme yolundaki ekonomiler için dönüm noktası olacak gibi duruyor.

Eğer Fed, faiz artırımını peş peşe yaparsa o zaman sermaye hareketlerinin yönü gelişmekte olan ekonomilerden gelişmiş olanlara doğru değişebilir. Böyle bir durum gelişmekte olan ekonomileri krize sürükleyebilir. Ben böyle bir kriz doğabileceği kanısındayım. O nedenle küresel krizin üç aşamalı olacağını anlatıyorum sürekli. ABD ve Avrupa ayakları geçildi üçüncü aşamada gelişmekte olan ülkeler yer alıyor. İşin kötüsü bu üçüncü aşamanın boyutu büyük olursa bir kısır döngü çıkabilir karşımıza.

ABD de dahil, bütün ekonomiler, Fed’in çevresinde dönen gezegenler gibi bir görünüm içinde bulunuyorlar.

Bu içerik www.mahfiegilmez.com adresinden alınmıştır.